Perşembe, Kasım 30, 2006 

Temiz Olan El Kaldırsın

Futbolumuz kirli olmasına kirli de bunun temizlenmesinin yolu bir camianın ya da onun başının seçilerek imha edilmesi mi?
Futbolumuzdaki şike, teşvik ve hatta hakem ayarlanması hikayeleri üzerine konuşulanlar ve anlatılanlar derlenmeye kalkılsa emin olun ki, ansiklopedik bir eser olur.
Şimdi oturun ve sakin sakin, taraftar alt kimliğinizi bir kenara bırakarak düşünmeye başlayın.

* Beşiktaş 100. yılında şampiyon olurken bu tip ilişkiler konuşulmadı mı?
* 101. yılda Beşiktaş-Akçaabat Sebat ve Rize-Beşiktaş maçlarına ilişkin, içinde dinleme kayıtları da olan bilgiler yayınlanmadı mı?
* Galatasaray 14 yıl aradan sonra şampiyon olurken, Malatya’ya giden arabalar defalarca yazılmadı mı?
* Beşiktaş-Denizli maçında, Denizlisporlu futbolcuların 2’şer milyon lira aldığı iddia edilmedi mi?
* 8-0’lık Galatasaray-Ankaragücü maçı hâlâ ağızlarda sakız değil mi?
* Ankaragücü’nün Galatasaray’ı yendiği maçta teşvik primi dağıtıldığına ve parayı aktif yönetici Hamdi Akın’ın gönderdiğine dair haberleri unutmuş olabilir miyiz?
* 2-3 sene önce Diyarbakırspor-Elazığspor maçının devre arasında, Başkan’ın soyunma odasına girip silah gösterdiği iddiaları unutuldu mu?
* Altay küme düşerken, Başkan Ahmet Taşpınar’ın o zamanki Federasyon Yönetim Kurulu Üyesi Levent Kızıl’ı suçlaması...
* Diyarbakırspor-Konyaspor ya da İstanbul Belediye-Diyarbakırspor maçlarında yaşananlar herkesin gözü önünde olmadı mı?
* Aynı Levent Kızıl, daha birkaç ay önce Kulüpler Birliği toplantısında, “Beyler, bu işleri fazla kaşımayalım. Hepimiz bu yalaktan su içtik” dediğinde tepki veren Başkan oldu mu?
* Geçen sene Rize-Denizli maçındaki iddialar, Gaziantep- Malatya maçına ilişkin iddialar ne oldu? Bir başkan diğerine, “Siz kupayı bize bırakın, son maçta gerekirse biz de size yardımcı oluruz. Komşuyuz” demiş midir?
* Bu ülkede yaptıkları şikeyi itiraf edenler ve mahkemelerde şike olduğu kanıtlanan maçlar cezasız kalmadı mı?
Bu ve buna benzer daha pek çok olayı hepiniz hatırlayacaksınızdır.
Teşvik primi ve şike gibi olaylar, futbol dünyası içerisinde hep konuşulur, ama bunların belgesi olmaz.
Önceki gün yayınlananlar da belge değil, eski anıların ya da yaşananları yaşadığını iddia eden kişinin dile getirmesiydi.
Belge-bilgi işi medyanın değil, devletin işi... Devlet sorumluluğunu almaz, teknik takip yapmazsa hiç kimse yakalanamaz.
Suç üstü yapılmadığı müddetçe de futboldaki kirlilikle başa çıkılamaz.
Temiz futbol isteyen (tabii eğer gerçekten varsa) devlete gider ve yasayı yaptırır.
Kulüpler Birliği’nin ‘Sayın ve etik’ Başkanı Özhan Canaydın;
İddaa payı, yayın payı, federasyon seçimi gibi sığ gündemleri bir kenara bırakıp, yarından tezi yok, devletin kapısını çalmalı, ‘Bizi bu bataktan kurtaracak yasal düzenlemeleri yapın’ diye başvuruda bulunmalıdır.
Geçmişimize bir çizgi çekmeyi başaramazsak, geleceğimizi kurtarmamızın imkanı yok.
Eğer sezon sezon konuşmaya başlarsak, gidilecek noktalar, takımını sevmekten başka hiç bir lüksü olmayan taraftarı kırmaktan başka işe yaramaz.

EVET; ÜLKEMİZDE ŞİKE VAR…
EVET; ÜLKEMİZDE TEŞVİK VAR…

Yapan kim mi?
Aklınıza gelen neredeyse herkes.
Çünkü sistemimiz bunu gerektiriyor.
Çünkü temiz kalmak isteyen bile kalamıyor.
Bugün suçlanan Aziz Yıldırım, daha dünlerin birinde Genel Kurulu’na çıkıp, “Ben Türkiye’de nasıl şampiyon olunacağını artık öğrendim” diye samimi ve acı bir itirafta bulunmadı mı?
Herşeyin başı sistem ve bunu kurabilecek tek yer de devlet.
Olmazsa, ne olur derseniz...
Sadece çocukların, gençlerin, bu oyunu gerçekten sevenlerin hayallerini çalmaya, yıkmaya devam ederiz. Bugün de yarın da.

“O KİRLİYMİŞ” DİYENLERE SORUYORUZ:
TEMİZ OLAN EL KALDIRSIN…

Etiketler:

<

Cuma, Kasım 24, 2006 

Şehrin Hüznü

Öncelikle böyle bir sitedeki ilk yazım münasebetiyle herkesi selamlıyorum. Futbolseverlerle yani futbolu sevenlerle böyle bir ortamda bilgi paylaşmak beni çok mutlu edecektir. Zaman zaman değişik konulardaki naçizane fikirlerimi burada yazıya dökülmüş bir şekilde bulacaksınız.
Bu ilk yazımda bu yılın en çok beklenen maçlarından birisi olan Beşiktaş-Bursaspor maçından bahsedeceğim.

Belki şaşırdınız; derbi maçı değil veya ilk defa oynanan bir maç da değil. Sebep bundan 3 sezon öncesine dayanıyor. Ligin son haftaları yaklaşıyor ve Bursaspor olanca gücüyle maçlarını kazanmaya çalışıyordu kümede kalma adına. Ancak bir yandan da rakiplerinin puan kaybını bekliyordu. Ve işte Beşiktaş son 2 haftada o rakiplerden ikisi ile maçı vardı ve ikisine de yenilmişti ve bu Bursaspor'u 40 yıldan sonra kümeden düşmesinde çok etkili olmuştu. İşte 15 Mayıs 2004'den beri Bursaspor taraftarının beklediği maçtı. Ortam gergindi ve kulüpler bu ortamda deplasmana seyircisine yer ayırmama kararı almışlardı.

Takımlar sahaya çıkarken ilginç enstantaneler olmuştu. Sinan Kaloğlu ve Pancu daha önce Beşiktaş forması giymiş (Hatta bahsedilen dönemde oynuyorlardı siyah-beyazlı kulüpte) Bu oyuncular karşılığında Beşiktaş'a transfer olan Serdar Kurtuluş da ilk 11'de idi. Serdar'ın kardeşi Serkan da bu sene ilk defa sahaya sürülüyordu Teknik Direktör Engin İpekoğlu tarafından. Tabi ki Engin hoca da bir dönem oynadığı takımına karşı teknik direktörlük yapıyordu.

Bu ortam içinde maç başladı. Sahaya çıkarken Bursaspor bu sezon ilk defa 3 stoperini (Ömer Erdoğan, Egemen, İsmail Güldüren) ilk 11'de bir arada kullanıyordu. Burada Egemen'i özellikle Delgado'ya yakın oynatarak Beşiktaş'ın etkinliğini en aza indirmeyi hedeflemişti. Bunun yanında Pancu geçen hafta kulübe de çıkardığı huzursuzluğun ardından sahadaydı.

Maçın başında Beşiktaş'ın hücum organizasyonlarını ilk toplara basarak bertaraf eden Bursaspor orta sahada Sumulikoski'nin organizatörlüğünde dengeli pas yaparak topu ayağında tutmaya çalışıyordu. Beklerini çok fazla hücuma çıkarmayan Bursaspor zaman zaman Fresineanu ile etkili oluyordu hücumda. Ama hücum hattının etkinliği konusunda Sinan Kaloğlu en önemli isimdi. Hızlı olmasının yanında özellikle atılan uzun toplarda rakibinin önünde topa sahip olarak hücum için önemli fırsatlar sağladı takımı adına. Devre sonunda gelen Bursaspor'un golü bir anda İnönü'yü sessizleştirirken bir yandan da "Su Şehri"ne büyük bir sevinç getiriyordu.

2. yarıya ise Beşiktaş Ronaldinho'nun yedeği Ricardinho ile başlıyor ve devre başında 2 gol buluyordu. Bu, bir çok şeyi motivasyonla yapan milletimizi de düşünürsek Bursaspor'u durdurdu ama Beşiktaş'ı ise bir anda canlandırmıştı. Bir süre sonra şokun etkisi geçmiş, yeşilliler de karalarla korakor mücadeleye girişmişti. Bu Türkiye'de temponun arttığı bir sezondaki bir kaç maçtan biriydi. Sonlara doğru Brezilyalı "yedek" ara pası ile (basit ama çoğu futbolcunun düşünemediği ve veremediği pası) skoru belirlemişti. 3-1.

Maçın ardından Uludağ'ın eteklerinde hüzün hakimdi. Bir sonraki maça kalmıştı umutlar. Belki de Bursaspor da Beşiktaş'ı ligin sonunda şampiyonluk isterken yenecek kimbilir.

Etiketler:

<

Pazartesi, Kasım 20, 2006 

Yeni Ronaldinho: Anderson

Anderson Ronaldinho'nun tahtını yavaştan yavaştan sarsan futbolcu, Anderson Luís de Abreu Oliveira. Brezilya'da her 10 çocuktan 9’u gibi 5 yaşında topla buluştu. En büyük özelliği müthiş top tekniği, isabetli şutları ve attığı zeka dolu paslar olan Anderson’un bu yetenekleri, ortaya günümüz futbol okulları için ders niteliğinde bir oyun çıkartıyor. Gremio alt yapısında geçirdiği 13 yılın ardından 2004 yılında tam anlamıyla ilk kez profesyonel olan Brezilyalı genç yıldız için futbol otoritelerinin kalemleri hep aynı tanımlamaya gidiyor: "Anderson Ronaldinho'nun tahtını sarsmakla kalmayacak..."


Tam adı: Anderson Luís de Abreu Oliveira
Doğum tarihi ve yeri: 13 Nisan 1988 / Brezilya
Boy: 1.76
Mevkii: Ofansif orta saha
Kulübü: FC Porto
Kariyeri:
2004 – 05 (Gremio)
2005 – ... (Porto)

Ronaldinho ile geçtiğimiz yıl yapılan bir röportajda şöyle bir soru sorulmuştu: "Futbolun içinde her sene bir yıldız ile karşılaşıyoruz. Özellikle bunlar Brezilya kökenli. Peki bunlardan etkilenmiyor musunuz? Sonuçta dünya çapında bir ününüz var ve bir anda bu ikinci plana düşmekle tehdit edilebilir?" Barcelona'nın sempatik Brezilyalısı ise bu soruya çok kısa bir cevap vermişti: "Anderson o kadar stil kazanmış bir halde geliyor ki bazen onun bir gün Barcelona'ya transfer olup benle birlikte oynayacağını ve benim forma için her zamankinden iki kat daha fazla çalışacağımı düşünüyorum." İşte bu cümleler futbol dünyasında ortaya çıkan bir yıldızı özetlemek için yetiyor da artıyor.

Henüz 18'inde futbol dünyasına bu kadar net bir şekilde düşmüş bir futbolcu olan Anderson, Brezilya’da Gremio formasıyla ilk kez sahne aldığında çoğu kulübün gözlemcisi tarafından 5 yıldız ile not edildi. Profesyonel olduktan sonra sadece 5 kez Gremio forması giyen genç yetenek için, bu 5 maç aslında fazlasıyla yeterliydi. Barcelona başta olmak üzere henüz Brezilya'dan dışarı adım atmadan önce birçok kulübün transfer etmek için girişimde bulunduğu Brezilyalı için Porto'nun transferde görevli yetkilileri elini çabuk tuttu. Bir anlık müdahale ile genç yeteneği bir gün içinde Portekiz ekibinin kadrosuna kattılar ve bir anlamda futbolseverler için Anderson o gün başladı. Tarihler Kasım 2005'i gösteriyordu. Bu müthiş yeteneğin yaklaşık 4 ay sonra, Mart 2005'te ilk kez Porto forması giymesi de gerçekten ilginçti. Anderson, Porto forması giymeye başladıktan sonra takıma öyle büyük bir ivme kazandırdı ki bazı takım arkadaşları bu ivmenin altında kaldığı için onun arkasında çok fazla dedikodu yaptılar. Bu dedikodulara Anderson'un üç oyuncuyu çalımlayan, bir de gol pası veren futbolu o kadar güzel bir cevap verdi ki... 2005 - 2006 sezonunda adeta lige sonradan ısınan bir futbolcu olmasına rağmen henüz 18'lik bu genç, Porto‘ya büyük katkı yaptı.

Güney Amerika Gençler Şampiyonası'nda Brezilya Milli Takımı U-17 formasını giyen Anderson, Brezilya'nın finalde Meksika'ya 3-0 yenilmesine rağmen turnuvanın göze çarpan isimlerinden biri oldu. Daha sonra Brezilya U-17 Milli Takımı ile Dünya Gençler Şampiyonası'nda mücadele etti ve bu turnuvanın altından Adidas Altın Top ödülü Anderson'a gitti.

Türk futbolseverler için aslında Brezilyalı çok da fazla yabancı değil. 30 Eylül 2005'te Brezilya ile U-17 Milli Takımı'mızın oynadığı maçta Anderson'u fazlasıyla izlemiştik. Tek başına bir takım nasıl perişan edilir o gün szahada görmüştük. Ve bu Brezilya adına çoğunlukla Anderson tarafından gerçekleştirilmişti, futbolseverler onun ismini bir köşeye not etmişlerdi.

Kendini nasıl tanımlıyorsun sorusuna genç yetenek şöyle cevap veriyor: "Aslında herkesten hiçbir farkım yok. Zamanımın çoğunu video oyunlar oynayarak, msn’de arkadaşlarım ile sohbet ederek, ara sırada evde tek başıma dans ederek geçiriyorum. Unutmadan not etmem gerekli biftek, pilav ve fasulye yemekleri beni her zaman mutlu etmiştir."

Tarihler 13 Eylül 2006'yı gösterdiğinde ise Anderson'un Avrupa'ya sunduğu bir futbol şöleni gerçekleşti. Porto'nun Şampiyonlar Ligi'nde evinde CSKA ile 0-0 berabere kaldığı maç sonunda skorun beraberlik olması Anderson'un "harika" olduğunu örtmedi. Ertesi gün Portekiz gazeteleri dahil birçok yayın organı Anderson'un güzel futboluna dikkat çekerken, bu dikkat İngiltere'ye Londra'ya sıçradı. Barcelona ve Inter'in ardından Chelsea de Anderson'u transfer listesine aldı ve o şimdi devlerin kıskaçında. O kıskaçtan kurtulamayacağı kesin. Kim kurtulmak ister ki zaten?

Son olarak
Porto’nun 10 numarası bir klasik haline gelen ve Porto’nun 3-2 kazandığı Benfica derbisinde Yunan futbolcu Katsouranis ile girdiği mücadelenin ardından yerde kaldı ve Anderson’un sağ ayağında kırık tespit edildi. Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon yine rüzgar gibi esen Porto bu haber ile sarsılırken genç oyuncunun ameliyatı başarılı geçmesine rağmen doktorlar onun en az 3 ay sahalardan uzak kalacağını açıkladı.

Yazar: Esat Dergi

Etiketler:

<

Çarşamba, Kasım 08, 2006 

Gönüllerin Tercumanı

Trabzonspor'un Şota'lı yılları. Gürcü ve Trabzon halkının kültürel benzerliklerinden dolayı Şota sıkıntı çekmez ve Türkçe'yi kısa zamanda öğrenir. Buna rağmen klüp Şota'yı başıboş bırakmaz. Yapacağı hatalı açıklamaları alameti kendinden nazır bir çevirmen yoluyla engellemek ister. İzlerken lütfen gülmeyin, adam görevini yapıyor.

Etiketler:

<

Pazartesi, Kasım 06, 2006 

Teknik Direktör Olmak...

Size Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörü kim diye sorulsa, vereceğiniz cevap ne olur? Tahmin edebiliyorum. %99unuzun Fatih Terim diye cevap vereceğinden eminim. Peki Fatih Terim UEFA kupasına giden yolda takımını nasıl motive ediyordu? Takımın verdiği tepkiler nasıldı? Galatasaray takımı hangi imkanlara sahipti? Bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız ve biraz nostalji yapmak istiyorsanız, bu görüntüleri izlemenizi tavsiye ediyorum.

Etiketler:

<

 

Futbolda Altyapının Önemi

NTV spor servisinin hazırlamış olduğu futbol altyapısıyla ilgili bant ve ardından başarılı spor sunucusu Güntekin Onay'ın yorumu.

Etiketler:

<

Cumartesi, Kasım 04, 2006 

Yeşil Sahalardan Komik Enstantaneler

Etiketler:

<

 

İnanılmaz Kaleci Hataları

Geçmişte kalecilerin yedikleri inanılmaz golleri hatırlayalım: Volkan'ın Schalke'den yediği inanılmaz gol, Recep'in Sergen'den yediği frikik, Hayrettin'in yumurtladığı gol, Fevzi'nin kafayla topu ağlara göndermesi. En iyi kaleciler bile zaman zaman talihsiz goller yiyebiliyor. Bu videoyu izledikten sonra takımınızın kalecisine daha çok sahip çıkacaksınız. Buyrun, izleyelim ve gülelim:

Etiketler:

<

 

İnönü Stadı'nda reklam gerilimi!

Beşiktaş yönetimi, 1.5 yıl önce İnönü Stadı'nın reklam panoları için anlaştığı Aktif Tanıtım A.Ş. ile olan 5 yıllık sözleşmesini tek taraflı olarak fesh etti. Geçtiğimiz sezon Kartal'a yaklaşık 2 milyon 150 bin dolar para kazandıran ve elektronik panolar başta olmak üzere İnönü'ye 3 milyon dolarlık yatırım yapan Aktif Tanıtım ile olan sözleşmenin fesh edildiği SPK'ya da bildirildi. Maddi manevi zarara uğradığını iddia eden Aktif Reklam ise 3 milyon dolarlık elektronik pano yatırımını ve 3.5 yıllık mukavelesini göz önünde bulundurarak tek taraflı sözleşme feshinden dolayı Beşiktaş'ı mahkemeye vermeye hazırlanıyor.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Bu arada İnönü Stadı'nda önümüzdeki hafta oynanacak olan Sivasspor karşılaşmasında reklamların nasıl kullanılacağı merak konusu oldu.

Etiketler:

<

 

Metro Bekleyen Futbol Takımı

S. Moskova alay konusu oldu

Rusya'nın başkenti Moskova'daki trafik sıkışıklığı nedeniyle, Avrupa Şampiyonlar Ligi'ndeki İnter Milan maçına metroyu kullanarak yetişebilen Spartak Moskova takımı, bugün Rus basınında alay konusu oldu.
Sovietsky Sport gazetesi, dünkü olayı baş sayfasına taşıyarak, ''Spartak Moskova'ya çıkışı metro gösterdi'' başlığını kullandı.

Gazeteler, maçı izlemek için yola çıkan Ruslar'ın, Luzhniki Olimpiyat Stadyumu yolundaki trafik nedeniyle maçın başını kaçırdığını yazdı.

Haberlerinde oyuncu ve teknik adamların görüşlerine yer veren gazeteler, Spartak Moskova'nın Avusturyalı oyuncusu Martin Stranzl'ın ''Daha önce hiç Moskova metrosuna binmemiştim. Ne kadar kalabalık olduğunu görünce şok oldum'' dediğini yazdı.

Takım kaptanı Yegor Titov ise 1990'ların başından bu yana metroyu kullanmadığını belirterek, ''Metrodan başka şansımız yoktu. Otobüsümüz sıkışık trafikte 45 dakikada sadece 50 metre ilerleyebildi. Polis de metroyu ücretsiz kullanmamıza izin verdi. Çok sıcak olması dışında metroda bir sorun yaşamadık'' ifadesini kullandı.

Spartak Moskova Teknik Direktörü Vladimir Fedotov ise olay sırasında en büyük korkusunun oyuncularını metroda kaybetmek olduğunu söyledi.

Fedotov, ''Bazı oyuncularım metroyu bugüne kadar hiç kullanmamıştı ve kaybolabilirlerdi. Hepsini tek tek takip etmek ve geride kimsenin kalmadığından emin olmak için uğraştım'' diye konuştu.

Oyun öncesi konuşmasını da metro vagonunda yapmak zorunda kaldığını belirten Fedotov, geç kaldıkları için yeterli ısınma hareketi yapamadıklarını, bunun da maçın başındaki kötü oyunlarına yansıdığını kaydetti.

Etiketler:

<
yorumCHU günlüğünde yer alan tüm veriler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Günlüğümde yer alan bilgiler ve doğrulukları tarafımdan garanti edilmemekte olup, bu bilgiler belli bir getirinin sağlanmasına yönelik olarak verilmemektedir. Bu nedenle bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı yorumCHU sorumlu tutulamaz.