« Anasayfa | YorumCHU Kepenk Açıyor » 

Çarşamba, Eylül 20, 2006 

Türk Futbolunda Teknik Direktör Çıkmazı

İçinde futbol sevgisi bulunan her insan, bir gün tuttuğu takımın başına kendisinin geçeceği hayalini kurar. Her ne kadar büyük takımların başına geçme hayali ütopik olsada, futbolun teknik ve mental altyapısını kavramış her insan bu işe amatörcede olsa soyunabilir.

Teknik direktörleri 3 kategoriye ayırabiliriz:

  1. Eşofman giyip, maç boyu not tutup, el kol işaretleriyle takımı yönetmeye çalışan hocalar
  2. Takım elbise giyip, maç boyu futbolcularıyla çeşitli mimiklerle anlaşan, aksiyoner hocalar
  3. Takım elbise giyip, yanındaki kurmaylarıyla not tutan, takım yenik olsa bile oyuncusu çıkarken alkışlayan hocalar
Tek tek ele aldığımızda günümüz futbolunda 1 ve 2 numaralı teknik adamların yerlerini yavaş yavaş 3 nolu teknik adamlara bırakacağını görürüz. Chelsea teknik patronu Jose Mourinho ve ülkemizden Ersun Yanal bu tipte teknik adamlara önemli birer örnek. Bu iki teknik adamında futbolculuk kariyeri olmaması, teknik ve mental yapıyı iyi öğrenip organize çalışmaları başarıyı getirmiştir.
Futbolun özünde bir eğlence unsuru olduğunu unutmadan, kendimizi teknik direktörlerin yerine koymalıyız.

Efsanevi teknik adam Ottmar Hitzfeld'e göre iyi bir teknik adamda bulunması gerekenler:

  • Saygı gösterin: Topluma, medyaya, taraftara her koşulda saygı gösterin.
  • Oyuncularınıza ve onların duygularınıza güvenin: Oyuncularınızı aşırı eleştirmeyin, onlara inandığınızı gösterin.
  • Sezgilerinize güvenin ve karar alırken medya ve taraftarın etkisinde kalmayın. Beyninizle hazırlanın ve hislerinizi ancak aksiyon başlayınca harekete geçirin.
  • Mesafenizi koruyun: Oyuncularla mesafenizi her zaman koruyun. Onlarla özel dostluklar kurmayın.
  • Bireysel karakteristikleri takdir edin: Bazı oyuncularda güçlü bir kazanma hırsı vardır. Bu oyuncuları kabullenmeli ve tehdit değerlerine önem vermelisiniz. Ancak çizgiyi aştıklarında da alacakları ceza konusunda ayrım yapmamalısınız.
  • Hatalarınızdan ders alın: Hatalarınızdan her zaman olumlu sonuçlar çıkarmaya çalışın. (Örneğin Manchester United’dan son 2 dakikada 2 gol yiyerek kaybettikleri Şampiyonlar Ligi finalinden önemli bir ders aldıklarını ve ertesi sezon lig şampiyonluğunu son dakikada buldukları gollerle kazandıklarını belirtiyor.)
  • Yıldızlarınızı koruyun: Güçsüz yıldızlar güçsüz bir takım anlamına gelir. Yıldızlar büyük baskı altındadır ve onların takım içindeki yıldız pozisyonlarını korumalısınız.
  • Asla yalan söylemeyin: Oyunculara verdiğiniz sözleri tutun, aksi taktirde saygınlığınızı kaybedersiniz.
  • Kıskançlıklara izin vermeyin: Oyuncuların birbirlerinin takım içindeki rollerini kabullenmeleri çok önemlidir. Kıskançlık takıma büyük zarar verir.
  • Güçlü olduğunuzu gösterin: Teknik direktör asla zayıflık göstermemelidir. Yüz ifadesi oyuncularına güven vermelidir.
  • Stresi kaldırın: Başkalarının beklentilerini dikkate almamaya çalışın, çok fazla basın toplantısından kaçının ve evde asla futbol konuşmayın.
  • Ekibinizi iyi seçin: Teknik direktör olarak çevrenizde iyi elemanlara ihtiyacınız vardır. Takıma uzmanlık katacak kişiler. Dürüst ve güvenilir kişiler. Evet efendimci bir eleman kötüdür, ihtiyacınız olan dürüst görüşlerdir.


Bu özelliklerin hiçbirisi durup dururken ortaya çıkmaz. Takımımızın maçını seyrederken "ya bu adam burada oynarmı, çek sağa, ne oluyor bak" gibi nidalar insanı bir günde teknik direktör yapmaz.

Ülkemizde futbol denince akla 3-4 takım geliyor. Spor basını devamlı bu takımlara yer ayırıp, parayı bu takımlar üzerinden kazanıyor. Transfer sezonunda yüzlerce futbolcunun bu takımlara transfer edildiği haberleri para ve rant kaygısından başka birşey değildir.

Kaliteli Türk Basını(KTB), bazen para kazanmak için teknik direktör avcılığına soyunur. Sadece gazete satabilmek için dünyanın en iyi hocasıda olsa, 2 maç üst üste kötü sonuçlar alındığında yetenekleri sorgulanmaya başlar. Masa başında oturduğu yerden ahkam kesen insanlar, bu işe hayatının her saniyesini vermiş kişileri 2 kalem darbesiyle harcayabilirler. Burada sadece basını suçlamak haksızlık olur. Taraftar ve yönetimin basından aldıkları gazla teknik direktörün birkaç kötü sonucunda onu takımdan gönderebilir. Buna en iyi örnek 2006-2007 sezonunda Trabzonspor takımının daha ligin 6. haftasında Lazaroni gibi tecrübeli bir teknik adamı işinden kovması gösterilebilir.

Bugünlerde basınımız Tigana, Geretz ve Zico gibi üç büyüklerin hocalarına takmış durumda ve ekmeklerini bu teknik adamlardan çıkartmakta. İsterseniz bu teknik adamların geçmişlerine bir göz atalım:

Tigana: Tam adı Jean Amadou Tigana. Mali'nin baskenti Bamako'da doğdu. Yıllarca Bordeaux forması giydi. 1984 yılında Fransa'nın kazandığı Avrupa Şampiyonluğunda büyük dikkat çekmişti. Teknik direktörlük kariyerinde ise ilk olarak bugünkü görüntüsünden uzak Lyon'un başına geçip o zamanın imkanlarıyla başarılı olmuş, oradan Arsene Wenger'in Monaco'sunu alıp bir üçüncülük, bir şampiyonluk yaşatmıs, bir sene sonra yine Monaco'yla Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde Manchester United'ı eleyip, yarı finalde Juventus'a kaybetmiştir. Fulham'ı İngiltere 1. lig'de devralıp aynı sene Premier Lig'e çıkarmıştır. Fulham'da futbolcu transferleri yüzünden yolsuzlukla suçlanıp, takımdan ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Futbolculuk ve teknik direktörlük yaşantısı başarılarla dolu Tigana'yı KTM (kaliteli Türk medyası) geldiğinden beri sorgulayıp göndermeye çalışıyor. Amaç tabiki yapay günden yaratıp para kazanmak.

Gerets: Tam adı Eric Gerets. 1954 yılında Belçika Rekem'de doğdu. Çok başarılı bir savunma oyuncusuydu ve PSV, Milan gibi büyük takımlarda oynadı. Milli takımın defansınıns kemiğini oluşturuyordu. Teknik direktörlüğünün en parlak dönemlerini PSV başındayken yaşamış, daha sonra Almanya'da Kaiserslautern ve Wolfsburg takımlarını çalıştırmıştır. Wolfsburg'un başında ilk 10 hafta çok güzel bir seri yakalamış ama daha sonra istikrarını bozmuştur. Belçika Milli Takımından teklif gelmiş, ancak pahalı olması nedeniyle alınmamıştır. Galatasaray'ın geçen seneki yetersiz (kimilerine göre) kadrosuyla Fenerbahçe'yi son maça kadar koğalayıp, son maçta şampiyonluk ipini göğüslemiştir. İnatçı ve takipçi bir teknik direktördür.

Zico: Tam adı Arthur Antunes Coimbra. 1953 yılında Brezilya'nın Rio de Janaerio kendinde doğdu. Pele'den sonra Brezilya'nın yetiştirdiği en iyi futbolcu olarak anılır. 80'lerde dünyanın en iyi orta saha oyuncusu olduğu kabul edilir. 88 kez giydiği milli takım formasında 66 golü bulunmaktadır. Brezilya'da Flamengo ve İtalya'da Udinesse'de efsanevi isimler listesine kendini ilk sırada yazdırdı. Teknik direktörlüğe 1995 yılında Kashima Antlers ile başladı. 7 yıl gibi bir süreyle bu takımı çalıştırıp istikrarını korudu. 1998-2000 yılları arasında Brezilya Milli takımının teknik kordinatörlüğünü yaptı. 2002-2006 arasında 4 yıl boyunca Japonya milli takımını çalıştırıp, Japonya'yı 2002 dünya kupasında gruplardan çıkararak büyük bir başarı gösterdi. Sanılanın aksine Japonya'da hücum değil, savunmaya dayalı, mücadeleci bir oyun oynatmıştır. Japonya Milli takımından ayrıldıktan sonra Fenerbahçe ile Avrupa futboluna merhaba demiştir.

Görüldüğü üzere bu üç teknik adam basının "yetersiz" söylemlerinin tam tersine dünya futbolunda imzaları bulunan, efsanevi isimler. Peki nasıl oluyorda basın bu insanları araştırma yapmadan yargılayabiliyor? Yorum size kalmış...

Kaynaklar: NTVMSNBC, tr.wikipedia, ek$isozluk

Etiketler:

< <
yorumCHU günlüğünde yer alan tüm veriler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Günlüğümde yer alan bilgiler ve doğrulukları tarafımdan garanti edilmemekte olup, bu bilgiler belli bir getirinin sağlanmasına yönelik olarak verilmemektedir. Bu nedenle bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı yorumCHU sorumlu tutulamaz.